Umutsuz olduğunuz anda başınızı kaldırın ve gökyüzüne bakın. Güneş,bulutlar,yüzünüze değen yağmur,gökkuşağı,ay ve yıldızlar... Bunlardan herhangibiri orada mutlaka. Gülümseyin ve anı yaşayın.
30 Ekim 2010 Cumartesi
KAYIP
Yazamıyordum ne zamandır. Yazmama sebep bu olmasaydı keşke. Kaybolana üzüntüden dökülmeseydi sözler parmaklara. Keşke ben yine yazamasaydım ve sen yaşasaydın. Kayıp zamanlar, yitik anılar, keşkeler... Hepsi doldu, taşmak üzere. Taştı belkide gözyaşlarıyla da ben hala taşmak üzere sanıyorum. Daha fazla bişeyler yapabilsem de, zamanı alabilsem durdursam 28 ekim gündüzünde diyorum. Hiç birşey yapamıyorum. Her sıkıştığımda üzüldüğümde sevindiğimde yaptığım gibi sadece yazıyorum. Bu kez kaybedilene üzüntüden... Gidecek çok yolu, tırmanacak çok zirvesi olan sen bir anda kaybolurken, bizler bakakaldık... Anlamsız, sebepsiz derinlere daldık. Çıkar mıyız bilemem. Umarım oralarda bir yerlerde yarım kalanlarını tamamlayacak fırsatın olur... Yaşadığın yer istediğin kadar güzel olur... Rüzgarlar dağlarda senin için eser... Umarım orada huzrlu ve mutlu olursun.
17 Haziran 2010 Perşembe
İNADINA YAŞAMAK
Yaşamak ekmeğini vermeyen toprağa rağmen
Ve bu hassasiyetine karşı dünyanın
Bu açlarına bu toklarına
Bu yaşatmayan çalışmaya mesaiye rağmen
Lanet gecesine gündüzüne
Bu yıldızlarına bu denizlerine
Bu su vermez göklerine
Gazinolarına,hırsına şehvetine lanet
Ve yaşamak inadına
Bu kurşunlara bu toplara bu tüfeklere inat
Suphi TAŞHAN
Ve bu hassasiyetine karşı dünyanın
Bu açlarına bu toklarına
Bu yaşatmayan çalışmaya mesaiye rağmen
Lanet gecesine gündüzüne
Bu yıldızlarına bu denizlerine
Bu su vermez göklerine
Gazinolarına,hırsına şehvetine lanet
Ve yaşamak inadına
Bu kurşunlara bu toplara bu tüfeklere inat
Suphi TAŞHAN
4 Haziran 2010 Cuma
Yine mi Uzaklaşıyorum??
Yazmayı çok özleyip büyük bir heyecanla bloguma yazmaya başlayalı çok olmamış. Ama bana yine bir haller olmuş. Yazmaz, aklımı başıma toplayamaz olmuşum. Çok dağıldım çooooook. Zaman o kadar hızlı akıp geçiyor ki ben ne yapacağımı şaşırıyorum. Ertelenen herşey daha da zaman kabettiriyor, unutuyorum. Peki ben ne yapıyorum?? Neye nereye yetişmeye çalışıyorum?? Bebek çok zaman alırken, bir anda o da yok oldu, dolaşmak eğlenmek desen, o da yok. Çalışmak... Yeterince çok değil. E peki nerede bu zaman?? Nereye kayboldu da ben yazmaktan paylaşmaktan uzaklaşır oldum, bilemiyorum. Çok yorulup, boş gezen oldum. Boşu boşuna yorulmaktayım. Elimde hiçbişey yok ama. Bir çığlık var içimde atamıyorum. O çığlığı atsam yıkılacak sanki yer gök. Herşey dağılacak. Ben yokolacağım, çevremdekiler de... Sus atma çığlığı diyorum kendime. Yorgunluk geçecek, hayat amaçlarına ulaşmanı sağlayacak. Sakinleşecek ve zamanı yakalayacaksın bir gün diyorum. Yazıyorum o yüzden. uzun uzun. Bazen de kısaca.
Şimdiki gibi bir anda. Karanlık... Uzak...
11 Mayıs 2010 Salı
Yaşar Kurt ve Hatıralar...
Kütahya'nın en ucunda, Afyon çıkışında bir mahalle... Adı Zafertepe. Yıl: 2000-2001
Üniversite Kütahya'nın diğer ucunda. Tavşanlı yolunda. 2 numaralı belediye otobüsleri bu iki nokta arasında gün boyu onlarca sefer yaparlar, halkı şehire, öğrenciyi okula taşırlar.
İşte bu öğrencilerdendiler. Hayatıma bir anda giriverdiler. Bu mahallede bir apartmanın zemin katında, kendi dünyalarında bir öğrencilik hayatı yaşıyorlardı. üç oda bir salon (salon mu hol mü görünce anlarsınız aslında :)) şirin bir evdi. Odanın biri tamamen bira şişelerine ayrılmış, diğer ikisinde de kendileri kalıyorlardı. Sabahları kahvaltıya misafirleri olurdu genelde (ben ve pendikli öğrenciler). Kalabalıkla , neşeyle yapılırdı kahvaltı. Okula gidilmeyecekse gitar gelirdi içerden. Şarkılar söylenir, sözler karışır, notalar sorulur, ve balkona üst kattan susun artık diye patates ve soğanlar atılırdı. En çokta O söylenirdi. Kim mi?? Tabi ki Yaşar Kurt. Bütün şarkıları...Ruhum (Fırt Emin :)), Kamyonlar Kavun Taşır, Anne... Bağıra bağıra, avazımız çıktığı kadar. Sonra okul vakti. 2 numarayı bekle, ve 1 satte okula ulaş. Ders biterdi, sonra çarşıda buluşulur, yine aynı ekiple yemeğe, oradan da Nezih Cafe de Bar a :)) yol alınırdı. Orda Murat tan mükemmel parçalar dinleyip,(Tabi ki Yaşar Kurt var içinde, Zuğaşi Berepe, Suavi, Fikret Kızılok v.s.) ben yurduma onlar evlerine yollanırdık. Bu eve yollanma fasılları bazen tabanvayla olmak zorunda kalırmış. Otobüs saatini kaçırınca ;) 1,5 saatte varılırmış.
Bazı akşamlar dışarda değilde o şirin evde olur, kendimiz çalar söylerdik.Tabi yine Yaşar Kurt. En çokta kamyonlar kavun taşırı. Ruhum sa ruhuma işledi hep. Gitar çalmayı öğretiyorlardı. Öğrenemedim pek. Sabırsızlığımdan, zamansızlığımdan.
Dağın başında da olsa hiç misafir eksik olmazdı o evde. Ev sahiplerinin misafirperverliği çevre kalabalıklığı sebep tabi ki buna. Birbirine hiç benzemeyen onlarca insan girer çıkar, yer içerdi o evde. Ama müzik hiç bitmedi. O gitar hep baş köşede, nice şarkılara eşlik etti. Nice insanı eğlendirdi. O ev hala o tepede, başka öğrencilere sahiplik etti. 2 numara hep öğrencileri okula taşıdı ve taşıyor :)
Kamyonlar hep kavun taşıdı ve ben hep o günleri düşündüm...Ah be Yaşar Kurt, neler getirdin aklıma.
Geçmişe ve bu anıları paylaştıklarıma selam olsun...
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Gelir Geçer Haller
Bir gülümseme yayılır önce yüze,
Sonra merakla bekleme,
Ne diyecek acaba bana diye...
Bakarsın sakince,
Hala gelmez bilmem niye?
Sabreder beklersin içinden hadi diye diye...
Gülümseme dönüşür durgun bir şekle,
Anlamazsın yine,
Devam edersin beklemeye...
Durgun ruh halinden, kızgınlığa tam geçmişken,
Çıkıverir birden köşeden,
Sen daha ne yapacağını düşünemeden.
Şen şakrak gelir, ne haber der,
Der de, yüzü görünce keşke demeseydim der,
Yer gök birbirine girer :)
Sabırsız sen çok kızmış köpürmüş,
Sorunun cevabını da vermişsin,
Sinirini de çıkarmışsındır birden.
Rahatlayıp hesap sormalara geçerken,
Yüz ifadelerinde roller yeniden değişirken
Herşey karmaşıklaşır...
Ne mutlu olan bellidir,
Ne kızgın olan,
Ne eğlenen,ne gülen
Gelir geçer haller
İşte bizleri bizden eden :))))
Sonra merakla bekleme,
Ne diyecek acaba bana diye...
Bakarsın sakince,
Hala gelmez bilmem niye?
Sabreder beklersin içinden hadi diye diye...
Gülümseme dönüşür durgun bir şekle,
Anlamazsın yine,
Devam edersin beklemeye...
Durgun ruh halinden, kızgınlığa tam geçmişken,
Çıkıverir birden köşeden,
Sen daha ne yapacağını düşünemeden.
Şen şakrak gelir, ne haber der,
Der de, yüzü görünce keşke demeseydim der,
Yer gök birbirine girer :)
Sabırsız sen çok kızmış köpürmüş,
Sorunun cevabını da vermişsin,
Sinirini de çıkarmışsındır birden.
Rahatlayıp hesap sormalara geçerken,
Yüz ifadelerinde roller yeniden değişirken
Herşey karmaşıklaşır...
Ne mutlu olan bellidir,
Ne kızgın olan,
Ne eğlenen,ne gülen
Gelir geçer haller
İşte bizleri bizden eden :))))
28 Nisan 2010 Çarşamba
Şevval Bebek Hoşgeldi
Bütün tersliklerin, zorlukların, üzüntülerin üstüste geldiği bir zamanda, ansızın çıkıp geldi hayatımıza... Nasıl bir duygudur ki bu, herşeyi unutturup sadece onu düşünür oldum. Gece, gündüz her an...
25 Nisan gece saat 00.35 ti telefon çaldığında. Evden nasıl çıktık, arabayı nasıl kullandım, hastaneye vardım bilemiyorum. Aceleciydim ama telaşlı değildim. Heyecan mı?? Hiç yoktu. Şaşkınlıktı halimi anlatan kelime. Annem, henüz doğuma 15 gün var diye 2 günlüğüne tatile gitmişti, babamsa, her zamanki gibi köydeydi. Napacamızı bilememenin şaşkınlığı, ameliyata girdikten sonra geçti. Odada sakince ameliyattan çıkmalarını bekliyorduk. Saat 02.04 te koridorda bebek ağlaması duyuldu ve herşey o anda başladı. Dışarı fırladım ve gelmişti. Pembe battaniyeleri içinde pembe yanaklı bir melek girmişti hayatımıza. Teyze olmuştum. Heyecan yok mu demiştim? Heyecan, mutluluk, hepsi bir anda her hücreme doldu. Nasıl bir duygu olduğunu yaşarsan anlarsın demişti teyzem. Öyle oldu.
Hiçbirşey önemli değil ondan başka. İş, ev... Sadece o var hayatımda.
Hoşgeldin Şevvalimiz hayatımıza... Allah nazarlardan korusun, sağlıklı uzun bir ömür versin sana.
25 Nisan gece saat 00.35 ti telefon çaldığında. Evden nasıl çıktık, arabayı nasıl kullandım, hastaneye vardım bilemiyorum. Aceleciydim ama telaşlı değildim. Heyecan mı?? Hiç yoktu. Şaşkınlıktı halimi anlatan kelime. Annem, henüz doğuma 15 gün var diye 2 günlüğüne tatile gitmişti, babamsa, her zamanki gibi köydeydi. Napacamızı bilememenin şaşkınlığı, ameliyata girdikten sonra geçti. Odada sakince ameliyattan çıkmalarını bekliyorduk. Saat 02.04 te koridorda bebek ağlaması duyuldu ve herşey o anda başladı. Dışarı fırladım ve gelmişti. Pembe battaniyeleri içinde pembe yanaklı bir melek girmişti hayatımıza. Teyze olmuştum. Heyecan yok mu demiştim? Heyecan, mutluluk, hepsi bir anda her hücreme doldu. Nasıl bir duygu olduğunu yaşarsan anlarsın demişti teyzem. Öyle oldu.
Hiçbirşey önemli değil ondan başka. İş, ev... Sadece o var hayatımda.
Hoşgeldin Şevvalimiz hayatımıza... Allah nazarlardan korusun, sağlıklı uzun bir ömür versin sana.
22 Nisan 2010 Perşembe
YALNIZ ÖLEN KIZIN ŞİİRİ
nerden düştü o kız usa, kara saçlarıyla
uzun geceler gibi uykusuz
bir hastane odasında
neden beni yatırmışlardı onun yanına?
sarılığı ve bir sevgilisi vardı
Joan adında
mektuplarla telefonlarla ona ulaşıldığında
Selanık, Pire, Atina
sonsuz uykusundaydı, Joan geldi
onu bir kaç saat daha dünyada
oyalayamadığım için utandım
gözlerini kapattılar,kapatmışlardı
dokunamadılar gözyaşlarına
Joan onları öptü
Gülten AKIN
19 Nisan 2010 Pazartesi
ERKEK DEDİĞİN
resim: deviantart
Erkek Dediğin
Seni Elinin Tersiyle değil Avucunun İçiyle Kavrayacak.
Bileceksin Ki Emin Ellerdeyim,
Başkası Tutamaz Elimi Böyle.
Rahat Olacaksın Yanında,
Çok Konuşmayacak, Beynini Didiklemeyecek.
İnce Olacak; Seni Senin Kadar Düşünecek.
Erkek Dediğin, Sen Onu Merak Ettiğinde
Kendisine Hesap Soruluyor Havalarına Girmeyecek.
Senin İnceliğine Karşı Umursamaz Sözler Sarf Etmeyecek.
Erkek Dediğin, Kadının Sinirini Bozmayacak,
Cinlerini Tepesine Çıkarmayacak, Sanki Sen Onun İçin Varmışsın
Her Ne Zaman İstese Emrine Amadeymişsin, O Ne Yaparsa Yapsın
Her İstediğinde Yanında Elinin Altında Olacakmışsın Tiplerine Girmeyecek.
Erkek Dediğin, Sen Ona Sevgini Hissettirdiğinde,
Sen Ona Kayıtsız Şartsız Asıkmışsın Gibi Havalara Girmeyecek.
Erkek Dediğin İlgi Gördüğünde İlgiyle,
Sevgi Gördüğünde Sevgiyle Karşılık Verecek.
Erkek Dediğin, Sen Onun İçin Kendine Baktığında,
Sırf Ona Daha Güzel Görünmek İçin Giyinip Kuşandığında
Hiçbir Şey Olmamış Gibi Davranmayacak.
Erkek Dediğin, Ruhunu Okşamasını Bilecek.
Romantik Olacak Kimi Gün Habersizce Kucağında
Çiçeklerle Çıkıp Gelecek.
Özel Günleri Unutmayı Marifet Sanmayacak.
Erkek Dediğin, Kayıtsız Olmayacak Senin Bütün Zarafetine Karşı.
Gerçekten Seven Bir Kadın Sevgi Ve İlgi Bekler,
Erkeğine Verdiği Aşkın Karşılığında Küçük Bir Tatlı Söz,
Kısa Bir Mesaj, Bir Çağrı Bile Onu Mutlu Edebilir.
Erkek Dediğin Bütün Bunları Cebinden Para Harcıyormuş Gibi
Cimrilikle Yapmayacak.
Erkek Dediğin, Ben Aranmayı, Çok Aramayı Sevmem Demeyecek.
Erkek Dediğin, Her Şey Kendi İstediği Gibi Olsun İstemeyecek.
Sadece Kendi Caninin İstemesine Bağlamayacak Her Şeyi.
Erkek Dediğinin, Hissettiğiyle Yaptığı Şey Arasında Uçurum Olmayacak.
Erkek Dediğin, Cesur Olacak Cesur.
Seni Seviyorum Derken Korkmayacak,
Başka Şeylerin Arkasına Gizlenmeyecek.
Seviyorum Deyip Bir Sonraki Perdede Kaçmayacak,
Özlüyorum Diyorsa Gelecek, Kaybetmek İstemiyorum Diyorsa Kaybetmeyecek.
Erkek Dediğin Aşkına Sahip Çıkacak.
Korkak Olmaz Erkek Dediğin.
Erkek Dediğin İyi Sevişecek. Koyun Gibi Yatmayacak,
Bir An Önce Su İs Bitse Demeyecek.
Aşksız Yatmayacak Yatağa Ve
Sen Bunu Bileceksin.
Bir Baba Şefkatiyle Seni Alnından Öptüğünde Bileceksin Ki
Sevgisi Geçici Ve Zayıf Değildir.
Erkek Dediğin, Ve Sevgiyle Öptüğünde
Dudaklarından Bileceksin Ki Opusun Tek Sebebi Şehvet Değildir.
Erkek Dediğin Aldatmayacak. Aldatmak Basitliktir.
Seviyorum Diyorsa Aldatmaz Erkek Dediğin.
Aldatıyorsa Sevmiyor Demektir.
Erkek Dediğin Yakışıklı Olacak, Çekici Olacak Ama
Bundan Çok Daha Öte Bir Şey...
Erkek Dediğin, Zeki Olacak. Kadının Küçük Yalanlara,
Bahanelere İnanmayacağını, Kendisini Kendi Gibi Tanıdığını Bilecek.
Kadının Zekasını Küçümsemeyecek Kadar Zeki Olacak.
Zeki Olacak, Seni Bir Hamur Gibi Karmasını Bilecek, O Hamura Kendisini Katmasınıda.
Erkek Dediğin, Değerlerini Bir Anlık Hevesler Uğruna Satmayacak.
Namussuzluğunu, Ahlaksızlığını Ancak Ve Ancak Seninle Yataktayken kullanacak.
Yan Gözle Hatun Kesmeyecek, Üstüne Sevgili Edinmeyecek.
Erkek Dediğin Önce Sevecek. Kendini Sevmeyen Erkekten
Kimseye Hayır Gelmez.
Bir Bakarsın Ki Yıllar Sonra Bu Adamla
Ne Yatağa Sığıyorsun, Ne Toprağa...
Koluna Girip Gezmesini Bileceksin Gururla Koynuna Alıp Sevişmesini De.
Erkek Dediğin, Babalığını Da Bilecek, Ana-Babaya Hürmet Etmeyi,
Kadir Kıymet Bilmeyi, Vefakarlığı, Fedakarlığı. ..
Erkek Dediğin Seni Koruyacak,Kuşatacak .
O Nerede Olursa Olsun Seni Koruyacağını Bileceksin.
Pısırık Olmayacak Erkek Dediğin.
Erkek Dediğin Erkek Olacak Güzelim.
Seni Sadece Sen Olduğun İçin Sevecek.
Parayla Pulla, Kariyerle, Güçle, Kimin Ne Dediğiyle Hareket Etmeyecek.
Hem Sevgilin, Hem Arkadasın Olacak
Can Yücel
15 Nisan 2010 Perşembe
DAĞLARI ÖZLEDİM... GİTMEK İSTİYORUM
Özlediğimi hissettim bugün. Bir arkadaşımın fotoğraflarına bakarken, o güzel beyaz örtülü Erciyes i görünce içimi garip bir duygu kapladı. Her sabah odamın pencerisinden Bolkarlar a bakarım uyanınca. Hava güzelse bana göz kırpar bembeyaz örtüsüyle. Yüzüme bir gülümseme yerleşir içeri geçerim. Bir de mutfağın penceresinden bakar, evdekilere gösteririm. Bir ben bu kadar sevinirim gördüğüme... Onlar için hiç bir çekiciliği yoktur. Napalım sadece bana özel demek ki. Sevinirim sevinmesine de... Bir burukluk yerleşir kalbimin taa içine. Bu kadar yakın olup aslında uzak olmak, zamanın nankörlüğüne ayak uydurmak, hepsi bu burukluğa sebep. Bugün o hissi yaşadım yine ve başladım yazmaya işte.
Çantamı hazırlasam, lüzümlu lüzümsuz herşeyi doldursam,alsam sırtıma, düşsem yola,varsam dağlara. Çadırı kursam,bu arada havanın kokusunu doya doya içime çeksem, esen rüzgardan ürpersem, güneş batmak üzere olsa,çadırı kurup hemen güneşin batışını izlesem polarıma sarılıp. Sonra bir çorba hazırlasam,onu içip bulaşıkları çadırın arka bagajına atsam, kafa fenerimle yıldızları yakalasam gece,sonra da tuluma girip uyusam. Gece telefonun alarmıyla uyansam, ertelesem ertelesem,sonra da dayanamayıp uyansam. Birşeyler atıştırıp, kumanyamı hazırlayıp,zirve çantamı alıp kafamda fener,elimde batonlar, düşsem yola. Korkarak, irkilerek ilerlesem patikadan,arada acaba doğru yolda mıyım diye kendi kendime paranoya yapsam, sonra babaları görsem, sevinsem,arada nefesim kesilse mola versem, günün doğmak üzere olduğunu hissedip bir sırta doğru ilerlesem gün doğuşunu izlemek için. Varsam ve izlesem,güneşle ısınsam, sonra yola devam etsem,yürüsem yürüsem yürüsem.... Varsam zirveye sevinsem, telefona sarılıp arasam sevdiklerimi. Zirveyle vedalaşıp düşsem yola, yine korka korka (inişlerden hep korkarım) çıkıştan neredeyse daha fazla sürede insem çadıra,atsam çantayı sırtımdan. açsam bir konserve,meyve suyu,otursam günbatımına karşı,dalsam uzaklara çoooooook mutlu....
Aslında bu hayalde hiç yalnız değilim. Azcık bencillik yapıp yalnızmışım gibi yazdım. Ama onlar kendilerini bilirler.Hep yanıbaşımda içimde canımdalar... Mazur görün bugün beni. Böyle düştü sözler yazıya.
Özlemim çok büyüdü, sardı beni...
Çantamı hazırlasam, lüzümlu lüzümsuz herşeyi doldursam,alsam sırtıma, düşsem yola,varsam dağlara. Çadırı kursam,bu arada havanın kokusunu doya doya içime çeksem, esen rüzgardan ürpersem, güneş batmak üzere olsa,çadırı kurup hemen güneşin batışını izlesem polarıma sarılıp. Sonra bir çorba hazırlasam,onu içip bulaşıkları çadırın arka bagajına atsam, kafa fenerimle yıldızları yakalasam gece,sonra da tuluma girip uyusam. Gece telefonun alarmıyla uyansam, ertelesem ertelesem,sonra da dayanamayıp uyansam. Birşeyler atıştırıp, kumanyamı hazırlayıp,zirve çantamı alıp kafamda fener,elimde batonlar, düşsem yola. Korkarak, irkilerek ilerlesem patikadan,arada acaba doğru yolda mıyım diye kendi kendime paranoya yapsam, sonra babaları görsem, sevinsem,arada nefesim kesilse mola versem, günün doğmak üzere olduğunu hissedip bir sırta doğru ilerlesem gün doğuşunu izlemek için. Varsam ve izlesem,güneşle ısınsam, sonra yola devam etsem,yürüsem yürüsem yürüsem.... Varsam zirveye sevinsem, telefona sarılıp arasam sevdiklerimi. Zirveyle vedalaşıp düşsem yola, yine korka korka (inişlerden hep korkarım) çıkıştan neredeyse daha fazla sürede insem çadıra,atsam çantayı sırtımdan. açsam bir konserve,meyve suyu,otursam günbatımına karşı,dalsam uzaklara çoooooook mutlu....
Aslında bu hayalde hiç yalnız değilim. Azcık bencillik yapıp yalnızmışım gibi yazdım. Ama onlar kendilerini bilirler.Hep yanıbaşımda içimde canımdalar... Mazur görün bugün beni. Böyle düştü sözler yazıya.
Özlemim çok büyüdü, sardı beni...
7 Nisan 2010 Çarşamba
Kadın Dediğin
(Resim Deviantart'tan)
Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta. Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak. Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek, Kadın dediğin ayıp nedir bilecek. Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak... Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe. Temiz olacak her şeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin. Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da... Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek. Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak... Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak. En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa... Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle. Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de... Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla... Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana... Öyle bir kadın işte...
Nerede öyle kadın yoktur deme... Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!
CAN YÜCEL
Dengesiz Havalar, Aynı Benim Gibi
(Resim: Leonid Afremov)
Bahar geldi gelmesine de, eziyeti hep bana bu havaların. Uyku hali, sersemlik, hapşırık, nefes darlığı, burun tıkanıklığı... Bazen isyan etmek istiyorum bahara. Tam keyfim yerinde enerjiğim derken, birden üzerime karabulutlar çöküyor. Ne hareket etmek, ne dolaşmak, ne de gülmek istiyorum. Dışarda parıldayan güneş etrafa neşe saçarken ve ben de bundan birazcık faydalanacakken bahar yorgunluğu denen lanet şey yapışıveriyor yakama. Bu sabah hava bulutluydu, ben de herzamanki gibi sislidir diyerek çıktım evden, ince bişeyler giyinerek. Ürperdim dışarı çıkınca. İnşaata doğru yol aldım ve tam işlere başladık YAĞMUR :) Sonra hızla ofise geldim. İçim karardı havanın renginden. Karanlık oldu her yer. Arkasından bir fırtına, daha şiddetli bir yağmur... Sonra güneş açtı yeniden. Gel de renkten renge, halden hale girme işte. Üşüdüm, daraldım, bunaldım, rahatladım. E bi karara varamadım. Hava da öyle. Ne yapsam ne yapsam... diye başlıyor şarkı. Ben de onu söylüyorum. Birazdan da ağlarsam şaşırmayın. Dedim ya; dengesiz havalar, aynı benim gibi.
5 Nisan 2010 Pazartesi
YÜRÜYORUM YİNE İLERİSİNİ GÖREMEDİĞİM HAYATA
Günler o kadar hızlı geçip gidiyor ki, ne tarihi ne günü bilir oldum. Koşuyoruz sanki geleceğe. Ama ne var orada onu da bilemiyorum. Çok yoruluyorum farkında olmadan. Ne yapacağımı bilmemek,gün içinde çırpınıp durmak... Herşey yoruyor galiba beni. Uyku istiyor bedenim. Huzurlu sakin derin bir uyku... Son zamanlarda çok bahsetmeye başladım uykudan. İnanın çok istiyorum uyumayı. Zaman çok hızlı akıyor ve dinlenmeye fırsat olmuyor. Üstüne bir de baharın getirdiği alerji ve alerjiden kaynaklanan tıkanıklıklar, uyku o kadar verimsiz oluyor ki bu durumda. Uyumak istiyorum işte...
Hastalıklar kırgınlıklar dargınlıklar üzüntülerle dolu bir zamanda küçük mutluluklar ne önemli oluyor aslında. Yüze yayılan küçük bir gülümseme, günün bütün stresini kaybediyor bazen. Bazense güzel bir yemek o gülümsemeye sebep. Nereden nereye yazdım yine. İşte hayat gibi oldu bu yazı da... Yazdıkça ilerliyorum, ama ilerisini göremiyorum. Plansız öylesine yazıyorum.
Ve YÜRÜYORUM İLERİSİNİ GÖRMEDİĞİM HAYATA şimdi de yazılarla
Hastalıklar kırgınlıklar dargınlıklar üzüntülerle dolu bir zamanda küçük mutluluklar ne önemli oluyor aslında. Yüze yayılan küçük bir gülümseme, günün bütün stresini kaybediyor bazen. Bazense güzel bir yemek o gülümsemeye sebep. Nereden nereye yazdım yine. İşte hayat gibi oldu bu yazı da... Yazdıkça ilerliyorum, ama ilerisini göremiyorum. Plansız öylesine yazıyorum.
Ve YÜRÜYORUM İLERİSİNİ GÖRMEDİĞİM HAYATA şimdi de yazılarla
30 Mart 2010 Salı
İŞTE BİZ
27 Mart akşamı kocaman bir aile olduk. İşte size bir kaç fotoğraf...

işte Çağlar ve elff
beş kişiydik yedi olduk :))
hatta daha da kocaman olduk.
kadraja sığdığı kadar :)) daha da kocaman daha da ...
26 Mart 2010 Cuma
1 KALA...
Konuyla alakalı değil pek ama görünce çok güldüm :)) bunu seçtimmm
24 Mart 2010 Çarşamba
3 KALA
Zaman o kadar hızlı geçiyor ki... Yüzükleri takmaya 3 gün kalmış. Bugün gidip yapımı tamamlanmış yüzüklerimizi alacağız. Her zamanki gibi zor olanı (aslında sade ve zarif) beğendim ve özel olarak yapılmak durumunda kalındı. O kadar fenaydı ki diğer tek taşlar... Parmakta kocaman bir taş. Hiç bir estetiği olmadan orada duracak. Hiç bana göre değil. Normal boyutlarda biraz kıvrımlı bir modeldi istediğim ve öyle olacak galiba. Akşama göreceğiz.
3 kala son hazırlıklar yapılıyor. Elbisem ufak bir tadilat için terzide. Onu da akşama alacağız. Çağların takımı tamam. Dün akşam aldı. Tatlılar, çikolata v.s kaldı. Bir de benim kuaför işlerim.
Heyecan mı?? O da ne? Sadece tatlı bir telaş var hayatımızda. Herşey o kadar yolunda ki ( tahtaya vuralım) heyecanlanmaya gerek kalmıyor. Tabi cumartesi gecesi neler olur bilemem :P
İşte 3 kala böyleyiz. Herkesi tatlı telaşımıza bekleriz :D
3 kala son hazırlıklar yapılıyor. Elbisem ufak bir tadilat için terzide. Onu da akşama alacağız. Çağların takımı tamam. Dün akşam aldı. Tatlılar, çikolata v.s kaldı. Bir de benim kuaför işlerim.
Heyecan mı?? O da ne? Sadece tatlı bir telaş var hayatımızda. Herşey o kadar yolunda ki ( tahtaya vuralım) heyecanlanmaya gerek kalmıyor. Tabi cumartesi gecesi neler olur bilemem :P
İşte 3 kala böyleyiz. Herkesi tatlı telaşımıza bekleriz :D
19 Mart 2010 Cuma
Çiçeğimmm :))
Hayatımdaki özelden, özel bir günde özel bir buket... En sevdiğim çiçeklerden olan lilyumlar... Mükemmel bir aranjman :) ilk iki foto telefonumdan çekildi. son foto gerçek bir makina ile. renkler daha canlı o yüzden.(ama buketi bozmuştum biraz)
16 Mart 2010 Salı
Yol Almaktayız
Yol almaktayız bildiğimizi sandığımız bilinmeyene doğru. Hem de hızla. Yarını şimdiden planlamış olmak yarın olacakları bildiğimizi göstermez bize. Sadece anda öğreniriz herşeyi. Sadece yaşadığımızda. Bunun aslında ne kadar da iyi birşey olduğunu ilerleyen zamanlarda anlayabiliyoruz. Heyecanlar, mutluluklar, sevinçler, üzüntüler... Hepsi anda oluyor. Ve biz Yol Almaktayız Bilinmeyene...
11 Mart 2010 Perşembe
İŞ ZAMANI
İşte benim işim :)) Az sonra yazının altına ekleyeceğim fotoğraflar işimi anlatacak. Diplomada inşaat mühendisi, şantiye deki tabelada ve resmi belgelerde şantiye şefi yazsa da ben kendimi Nitelikli Amele olarak adlandırıyorum. İnşaatın en pis işinden en temiz işine, taşımacılıktan sahte patronluğa ;) hatta işçilerin deyimiyle hanımağalığa kadar herşeyi yapmaya çalışıyorum. Sabah beton vardı. Öğlene kadar bir çok sorunla uğraşarak betonu döktük. Yol kapalı araçlar giremiyor sokağa, koş Elif araç sahiplerini bul. Bu sırada kocaman mikserler sokağı kapattılar sokaktan çıkacak araçları sakinleştir. Bunu hallettik beton dökümü başlayacak elektrikler gider, Tedaş ı ara. Adam der akşam 5 e kadar elektrik veremeyiz. Babam gelir çıldırır. Betonu tam iptal edecekken ben babam Tedaş ı arar ve köpürür. Ne yerel haberler de ne de gazetelerde böyle bir kesinti bildirilmediği için sizi şikayet edeceğim der ve elektriğimize kavuşuruz. Betonlar 1 saate yakındır mikserde şantiyede beklediği için acele dökülmeleri gerekir. Ve sonunda bütün sorunlar aşılarak döküm tamamlanır. İş biterkende bugünün anısına fotoğraf çektim. İşte fotoğraflar
6. kat döküldü
Bütün sokağı kaplayan kocaman 42 lik beton pompası
Aşağıdan yukarıya bütün bina
Kepçemiz ve son beton mikseri
Harç bitti yapı paydos :P
10 Mart 2010 Çarşamba
ÜZGÜNÜM
Son yazımda bahsetmiştim ölümden, ölümün bir ucundan... Bahsettiğime pişman olup da vazgeçmiştim ölümü yazmaktan. Kendim mi çağırdım acaba? Günlerce gözümün önüne gelip duran kişinin 3-5 gün sonra bir anda çekip başka diyara, başka dünyaya göç edip gitmesi çok üzücü. Arkasında 3 çocuk ve gözü yaşlı gencecik bir eş bırakarak... Adını anmamak lazımmış, akla getirmemek belki de. Keşke düşünmeseydim gelmeseydi aklıma. Ama geldi ve oldu işte. Bir anda. Vurdu üzdü ve geçti gitti.
4 Mart 2010 Perşembe
Ölüm Bazen Çok Yakın Bazen Çok Uzak... Peki Şu An?? Bir Bakın O zaman :))
Bazen günü sanki yarın hayatın son günü gibi dolu dolu yaşarken, bazen de sanki gün hiç bitmeyecekmiş gibi isteksizce hiçbirşey yapmadan bomboş geçiririz. Şebnem Ferah ın dediği gibi; ya o gün bugünse, hayatın son günüyse dediğiniz oluyor mu sizinde? Aslında konu ölüm değil... Size söylemek ve göstermek istediklerim hayatınız da bir kez de olsa bence bakmanız gereken, daha önce de linkini vermiş olduğum deviantart sitesinden seçtiğim bir kaç resim. Çeşitli yöntemlerle (digital, yağlıboya,suluboya,karakalem v.s.) yapılmış bu resimleri sizlerle paylaşmak istedim. Bana yaşama sevinci veriyorlar... Hayata katmam gereken birşeyler olduğunu hatırlatıyorlar. Son gün bugünse sizle bunları paylaşmadan gitmemek lazım ;)) Umarım değildir.

Müthiş ressam Leonid Afremov (bunun imitasyonunu yaptım)
A_Xofia nick li üyeden
riding the wave by Leonid Afremov (bunun da imitasyonunu yaptım)

Isaiah nick li üyeden bir karakalem çalışması
İran lı bir yetenek, bu aralar favorim kendisi. by Farshid
Emin değilim ama thienbao nick li üyenin resimlerinden biriydi sanırım
Karakalem seviyorummm :) resmin sahibi altında yazıyor
Bu da thienbao
bu ben :)) kim yaptıysa beni yapmış :))
Acidlullaby nick li üyenin digitalde yarattığı mükemmel resimlerden yalnızca 1 tanesi.
Yumedust tan digital bir resim
Daha milyonlarca var sitede, ilerde başka bir yazımda eklerim beğendiğim başka resimlerden.
Bu siteyi çook seviyorum.
28 Şubat 2010 Pazar
Mükemmel Bir Tibet Ağırtan Gecesi
Üniversite yıllarımın başında ilk dinlediğim an sevmiştim Tibet Ağırtan ı. Hatta çocukluğumuzda sadece geyik olsun diye söylediğimiz Çektir Git in de ona ait olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım o zamanlar. Konseri olduğunu öğrendiğim an telefona sarılıp herkesi aradım ve cumartesi gecesi Adana da gittiğimiz bir iki mekandan biri olan Pick Up ta buluşmak üzere sözleştik.Deli gibi yağan sağnak yağmurda büyük bir keyifle gittik Pick Up a. Ben, Çağlar, Çağlar Bıldırcın,Süleyman Hoca, Mümin ve Lolo erkenden oradaydık. Biz izdiham beklerken, yağmur herkesi korkutup evlerden çıkmalarına engel olmuştu sanırım. Zaman ilerledikça kalabalık arttı. İzdiham olmadan yeterli ve güzel bir toplulukla konseri dinledik. 21.30 da ilk grup (sanırım kafesdi) sahnede hazırlığa başladı. 22.00 a yaklaşırken de programa başladılar. İlk şarkıda bizi de açamadı kendisi de açılamadı grup. Ama sonra eğlendik. Ve saat 00.00 a yaklaşırken sahneyi Aura eşliğinde Tibet Ağırtan aldı. Çok sempatikti :) Yabancı rock parçalarıyla başlayan programında sadece 3 tane kendi parçasını söyledi :(( çığlık çığlığa istediğimiz Günler i söylemedi, sanırım bir sorun var telif haklarıyla ilgili. Anlayamadık. Olanlarla idare ettik. Yabancı parçalarla Rock yolculuğunda her yere uğradı. Bob Marley le anılara yolculuk yaptık. Purple Rain le mutlu olduk. Gecenin en kötü sürprizi ise fotoğraf makinamızı unutmuş olmamızdı. Telefonlarımızın kötü çekimi ile idare ettik.Geceyi 02.15 te biz sonladık. Konser hala devam ediyordu. İşte sizlere geceden bir kaç kare. Müthiştin Tibet Ağırtan!!!
Konserde
Ara verildiğinde aramızda dolanırken bir hatıra fotoğrafı çekildik Tibet Ağrtan la aşkım ve ben :))
26 Şubat 2010 Cuma
DETAYLAR
Yeni ofise taşınalı bir ay kadar oldu. Çok seviyorum burayı. Yeni odamla kaynaşmak hiç zor olmadı. Herşeye elim değdiği içindir belki de. Koltuklarım, odaların rengi, objeler. Herşeyde parmağım var.
İşte odamdan küçük bir kaç detay
Benim güzel meleğim. Baktıkça mutlu oluyorum.
Cam vazom ve içine doldurduğum camdan bilyelerim
Renkli boya kalemlerim, çok sevdiğim turuncu çorba kasemin içindeler artık :)
Climbing benders ım, kinder sürprizden çıkan oyuncaklarım ve not yerine fotoğraflık olarak kullandığım küçük kalpli notluklarım masamın baş köşesindeler
Kardeşimin hediyesi olan, vida somun ve metal plakaların birbirine kaynatılmasıyla yapılmış, benim kalemlik yerine biblo olarak kullandığım kalemlik :))
Bir çerçevecinin önünde görüp, dayanamayıp içeri girip hemen aldığım, immitasyon bile olamamış, baskıyla çoğaltılmış balerin tablom.
Deviantartta görüp,dayanamayıp elime karakalem ve kağıdı alıp bakarak çizdiğim (kopyaladığım :)) ve çok sevdiğim ifadesiz ama ifadeli resmim. yanıbaşımda
İşte çok sevdiğim odamdan bir kaç obje. Sadece odada olması için odaya bırakılmış objeler yerine anlamları olan uyumlu olması gerekmeyen, baktığımda beni mutlu eden şeyleri odama doldurmayı seviyorum. Ve ben bu yüzden odamda mutluyum.
25 Şubat 2010 Perşembe
DUYARLI OMAK
Yazmaya başlamanın bu kadar zor olacağını tahmin etmezdim. Zaman, yazma duyarlılığımı da kaybettirmiş sanırım. Umarım yeniden canlanır, yaşadıklarımı, düşüncelerimi paylaşır hale gelebilirim. Ülkemiz zor günler yaşarken nelere duyarlı olmamız gerektiğini de farketmeliyiz. Sanata, teknolojiye, politikaya zaman ayırmalı, ufku açık, farkında bireyler olabilmek için gerçekten herşeye zaman ayırabilmeliyiz. Yazdıkça ne kadar çok şeyden bahsetmek istediğimi farkettim. Zamanla ayrıntılarla yazmaya başlayacağım. Farkında olup, duyarlı olabilmek mümkün... Sanatla başlamaya ne dersiniz. En sevdiğim sitenin linkini veriyorum. İyi geceler
24 Şubat 2010 Çarşamba
MERHABA
Ben de bir blogger oldum sonunda. Bakalım neler paylaşacağız bu sayfalarda. Şimdilik sadece merhaba...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)










.jpg)
.jpg)


.jpg)
.jpg)
.jpg)











.jpg)


.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)